Fırat Akın

bilumum Fırat Akın kişilikleri

örnek

harikulade insanlar bir arada sessizce
sahnedeyim ne yaptığım belli değil
alkış kopuyor arkalardan
bir sağ yapıyor bir sol
ön sıra alkışla(ya(şa))mıyor
perdedeyim ne yaptığım belli değil
kulaklarımın arasında bir kafa
sert gülmek kavramıyla sürmeli
ateş istemek 40 kibritten daha değersiz
cebimde kalan insanlık örneği
ve can çektiğimiz bir fotoğraf makinesi
sürüklemeyin
40 yaşında adamlar
üzüm bağlarından bir rüzgar alıp
rakı ve şaraptan tadıp
30 yaşında kadınları
sürüklemeyin
harikulade insanlar şiir için el ele
sahnedeyim ne yaptığım belli
bir hiciv sanki dinledikleri
anlayan kızarıyor
sanki yaz domatesi
gözlüklerinden kurtulamayan adamlar
perdedeyim ne yaptığım belli
sürüklerken yengecin bacağından
ayıklarken birer birer
ve hiç bitmeyecek kadar soğuk sularken bardakları

kredi kartından çektik 1 ay sonra ödedik

kül rengi dudaklar sarmışken ses soluğu
kendine benzettiği hiç bir insanı sayamıyorduk
yatak odası karyolasız olmuyorsa
vücut da iğdeye hasret ve içkisiz yapamıyordu
derken dar anlamda adaletin adaleleri zorlandı olmalı
olası bakışların mesela demek gibi bir hakkı hiç olmadı
mesela çok derinse ızdırabın eşittir kan!(faktöriyel)
sonuç ya da bu sonuç ya da şu gibi tedarikler sahtecilikle eş anlamlı
durdurun ile durun arasında kalmak gibi kişilik
şu an ne yaptığının farkında olmamak haddinden fazla adaptör bağlamak
sonuç ister şu ister bu
birbirini çeken cinste değil kutuplar
farklı yetenekleri ve yetkileri mevcut
sıralarında sırt numarası odalarında yerden yüksek kitap konumları
alengir düdüğü çal
felek doldur kadehi bıçak keser bu gece telaş dünün ismi bugün fiil olmasın küçük kadavralar kavonozlarda herhangi bir değeri kalmasın taşların 3 boyut korusun bana dokunmayışını öngören herkes yok olsun insan aklı akıldan söz alsın sekmesin o taşlar dumanı ciğerde kalsın bazı zamanlar ve bazı zamanlar hiç olmasın
alengir sus
birer koma satır aralarına nükseden
döşek omza yol bitmeden
sonuç ister bu ister şu
dün rengi var hala üzerinde
tükürmek üzere.

arsenik

asıl hakimi olan kimi’zamanlara bardaktan boşanan dul kadın.
ne eder kimle geçinir kim kayar kaydıraktan yüz üstü.
cevap vermeyen insanlar kadar korkulabilecek bir silah yok dünyada.
susarsa savaş başlar konuşursa kalkan siper alınır.
sen söyledin sustuğunu ben konuştum sadece.
yalın ayak alkışlanır geçirilen ömür.
sardunyalar bağışlanır temizliğe.
çok basit ağırlanır sağır dilsiz bir kadın.
gözleri okur düşü süsü gözleri okur dili duru.
arkanı dönme.
arkanı dönme.
çevrilen herhangi bir dönüştürücüyle göz önüme yapaydır.
sesi açman ya da açmaman “record” ile “play” kadar farklı.
bağımsız düşüşlerde mezar kazan kürekler ve çorak toprakların kara kuru bidonlu çocukları.
ıslatmak için sebep arıyorsanız önce benim canımı alın.
kazanı çok olur sağır dilsiz bir kadının adamı’nın mezarını.

küsün

düştük yine kemik adamlıktan
seçtik yine apayrı konumları
ve geç kaldığımız bir yoldayız
şimdi ne yapmalı molası
azı panik çoğu kelebek ömrü
duruş çok önemli değil
yorulursan yenilirsin saatlerce
bir kaç dakikalık sevmedik ki biz
yağmur yağsa bile yürüdüm az önce
kopsa bile gözlerim uyumadım dün gece
ordan oraya atladım
bir sağ bir sola döndüm
tavana diktim gözlerimi
yanlış dedikçe doğrular yansıdı gözüme
doğru dedikçe karardı fosforu
hiç kimse de itiraz etmesin
küs(kün)üm kendime

şarkı: Álfheimr – Each Day We Pass is Borrowed Time

dile atılan serpme

sormayacağın sorularda kabullenirsen kendini anlam verilemez bir karanlıktan tokat yersin.
kızarmaz kıpkırmızı morarmaz belki yüklüce ama öyle bir oturur ki içindeki o ateş bile söner.
dur demek insana zor gelir kadeh masada durduğu sürece ya da yeter ulan deyip kırmadığın müddetce.
“telaş etme çocuk ecelin tez gelir…” gelsin gelebiliyorsa gelsin derim ben de bu trene.
binip giden bininci pişman olmaktansa tabuta ters girerim de binmem baba o trene.
affedersin sen de beni o günlük, sadece bir günlük yani, yoksa bilirim küslüğün dünden de öte.
tanrı denilene taktığınız isimlerden mi yüce, yoksa yoksa yine bilir misin her şey üst üste.
gelir bir önceki cümleden sakındığım sakladıklarım ve senin -cahil- alt takımlarınla savsakladıkların.
gelir her şey o gönderdiğim trenle geri gelir içi boş dolu yalnızlık adı altında gelir.
çıkan yeter ki sadece gıcırtılar olsun ne önümdeki makine yağı bitebilir ne de o sigara sönebilir. …devamını okuyun

bir onda üçü kadar

öyle basit bir şey ki bir onda üçü kadar
aklın sığabileceği kütle siyanür de içsen bir onda üçü kadar
dün geceden koptu yine paletteki kırmızı tonlar
amacı hatırlamak değildi belki ressamın ama tablo onu istiyordu
para satın aldığı zaman bunu hep yapıyordu
sen öne çıkıp da kullanırsan bir onda üçü kadar ayrı meseleler leylekler aracılığıyla geliyordu
rüzgar savursa da firuze boyansa da geceleri o hep geliyordu
usul el ayak çeker erkân etraflıca toparlanırdı
hiç olmayacak dersin olacağı tutar tüm halk-dediğim 30 40 kişi- bir odaya doluşurdu
mikrofon gür sesin yerini henüz ele geçirememişken
ve herhangi bir güvenlik önlemi alınmamışken
bilmeden görmeden kör kurşun adressizliğiyle adamı vurdu
tablo işte bunu anlatıyordu
ve sahibi -tablonun- ölen adamın dedesi olduğuna kızıyordu
öyle basit bir şey ki bir onda üçü kadar
öyle zor ki değiştirilemeyen ve geri getirilemeyen cesetler

63742

her şeyi silersin o hep kalır
hatırlıyorum içerdeki kırmızı şapkanın içinde bile yazıyor
biraz solmuş tuzlu sudan ötürü
kumsalda geçirilen o akşamları çağırıyor
kalemi alıp içine yazdığım o an çağırıyor
bilmiyorsun
63742 gün geçti bilmiyorsun
iyisin ama takip ediyorum :)

ben ile

sanki
sanki eskisi gibi değil
eskidiği için de değil
ama tetikliyor bir şey
tetiklemesi kötü değil
hissettiği için de değil
niye
niye bilmemek ezip geçiyor yine
|
ayıp değil ki bu
ya da kime ne ki ayıplığından
bana ayıp
benle ilgili yani
|
yapmaktan korktuğum bir şeysin
yaptıktan sonra güzelsin
adın bile yetiyor yokken
bazen dersin…
|
nasıl bir gizdir bu
karmaşanın en karasında
ipliğin en sonunda
susuzluktan bitap
|
gözlerini açmaya korkuyor
parmakları kenetlenmiş
itiraz da etmiyor
belli de etmiyor
ama yalan da söylemiyor
|
sanki
sanki eskisi gibi değil
eskidiği için de değil
ama tetikliyor bir şey
tetiklemesi kötü değil
hissettiği için de değil
niye
niye bilmemek ezip geçiyor yine
|
sanki
sanki biliyor bir şey
gerçeği de değil
ama anlıyor işte
istemediğinden de değil
senle ilgili de değil
benle ilgili
ben ile
ben

olmuyor

kabiliyet sorar insana hesabını
geçen gece yok ettiğin cevabın hiç mi yok hatrı
evet dersen yıkılır tüm birikim
giden sen olmak yerine sensiz bırakır her şeyi
indirdiğin filmler, eski kasetlerden aktardığın her şey
karşısına geçip baktığında ağlatır seni
geçmişe dönersin siyah beyaz renkte
alır kanatları altına boynundan tutar gagasıyla ve bırakmaz hiç
ölene kadar özlemin, nüksedene kadar geçmişin bırakmaz seni
alışmak herhangi bir olaydan ders çıkarmak değil
alışmak baktığında korkmadığın
bakmasan da orda olduğunu sandığın
karmaşa depremi damarlarımdan eksik olmuyor işte
yanıp sönen her şey bana seni hatırlatıyor
gelip gitmen aklıma geliyor
yorganın soğuk olduğunu bilmek
turuncu rengin yakışmadığı bir benle yastık altı oluyor
müzik yakışmıyor ruha gürültüye tapıyor gitgide
ve çocukluğumda oynamadığım kadar yerden yüksek oynuyorum şu an hayatımda
garip kelimeler çalıyorum gökyüzüne
belki tutar diye dua ediyorum gereksizliğe
belki gelirsin diye umut ediyorum en basit cümlelerle
her düzensiz hayatlarda olduğu gibi hep düzülen oluyorum
acımasız olursan kaybetmezsin yankısı
ömrümde duyduğum tüm yanlışların en doğrusu
en sempatiği bile olsan yakışmıyor diye
susmanın da bir bedeli var işte
zaman gidiyor sormadan
sorgulamadan yapışıyor üzerine istemediğin
son şansında farkediyorsun öteki gözünün görünmediğini
itiraz tek taraflıyken olmuyor tutmuyor maalesef
tanrı niye iki göz verdi sanıyoruz
sayıyoruz duyu organlarını
iki kulak iki burun deliği
iki göz iki dudak
iki el hatta iki dil
biri küçük biri büyük
imtihan ediyor bizi hayat
insan sesine en yakın enstruman keman gibi geliyor
çığlıklarıma benziyor
ve ölümü yavaşca vücuda beziyor
tek taraflıyken hiçbir şey olmuyor
olmuyor arkadaş, arkadaş bile olmuyor…

69434728

ruhun izinden gidiyorum kaybolcağımı bilmek cebimden çıkan isveç çakısıyla kesiliyor.ruhun önünden gidiyorum vurulcağımı bilmek ayaklarımı gizleyen ayakkabının ucu kadar sivri.artık bir yola çıkma(k) istiyorum.başlangıcında boynumun kenarına yaptıracağım birinci zincir halkası ardından aradığımı -çıktığım bu yolda- bulduğumda ikinci zincir halkası ve temiz havayı soluduğumda üçüncü zincir halkası 3 noktada bitsin ve bu 3 zincir halkası birleşip daim olsun istiyorum.öyle lazerle falan da çıkmasın.hep itiraz etmekle geçiyor saçmalıklarım ve itirazlarım nedense bana sesleniyor bana çarpıyor tın tın tınlamak için.japon işi kalbim.insanların eline veriyorum bir sağ bir sol bozuveriyorlar.tedarikcimiz sağlam da hulyalara daldırmıyoruz insanları işte.tın tın tınlıyorum içim boş değil.belli bir reaksiyonda belirsiz bir adamım.yorganı yere düşürüyorum çoğu gecelerde ve gecelerce çıplak ayakla gezen sokak adamları gibi hissediyorum annemin gelip yorganı örteceği zamana dek.uyandığımda her şeyin farkına varıp bir gün annemin olmayacağını düşünüyorum.3 katlı bir otobüsün içinde koridorda tren döndüren çocukların gülümseyişine sahipken “çuf çuf tren kalkıyooor” trenini kaçıran bininci pişman oluyorum.