hiç sevmedim lan ben
hiç severek bakmadım bi hatuna
depresyona da girmedim ki çok sıra vardı
ikinci kasa da açılmadı beşinci vagon da
su bile sattım lan ben
her çocuk gibi çöpleri ben toplarım anne bile dedim
saçlarıma değişik şekiller verdim
ben dahil herşey güzelken kafam da güzel diyerek kazıttım
sonra ip bile atladım lan
yağmur yağardı basket oynardım ben
çıplak havuza bile girdim lan ben
dalgalarla boğuşurken mayom bile kaydı altımdan
bi uçamadım ama
tekneler de sarmadı yetmedi mesafe
köprüleri yemedi tabii
ve büyümedim ki lan ben
kapatıp gitmedim ki dükkanı
ardıma bakmadım ki hiç
hiç olmadım ki gözlerinde
ama bi ben olamadım
haki beni bulamadım
tavırları tartamadım
eroin bulmadım ki
hiç olmadım lan ben
hiç sevmediğim kadar
piç olmadım lan ben.
piç olmadım lan ben
bir ayrılık bu kadar toplu olabilir
sanki yanındaydık geçmişin sanki (ç)akıp geçti gelmişe
sanki inanmıyorum artık kimseye sanki (ç)öldü hepsi
sanki gülüyorum panikler ile sanki (ç)ekilerek köşeme
sanki orman içindeyiz nefes çok sanki (ç)atılmışız kalabalığa
düz yolda yan yürüyen bir olay değil bu tamamen döl kadar saf ve içten istekli eller ile suratıma.suratıma attığım bu çamur kurudu yüzlerce neden ise asıl
soru devamını oku…
alice in the world
hiçbir şey umrunda olmayacak bugün
ve hiç tanımadığın birine gidip anlatacaksın her şeyi
kuş kadar özgürken beynin
kimin senden korktuğunu hissederken köpek gibi
hiç umrunda değilken her
her’in umrunda olacaksın
ve düşünecek
düşürecek bu sefer parayı hazneye
tuşlayacaksın tuşlayacaksın
sırtı yere vuracaksın bu gece
ürperiyorum insanlardan karanlık oluşundan oluşumdan
üfürüyorum dumanını muhabbeti geçtiğinde söylediğim yalanlardan
en hakiki yaşananlardan kendimden ondan bundan bahardan kıştan
ürperiyorum arkadaş
şu su şu bira şu şişe kül ve gül sen sadece gül
ömrüm oluyorsun yokken ölüm oluyorsun
en basit kelimeler herkese yeter
ama sen
perdelere sarılıp karanlığı delerken kör gözlerle çarptığım ilk duvarsın
ışıklarda beklerken düşündüğüm ve kırmızı bana yanıp sönerken andığım
nefees bi güzel görüntü o güzel kadın
gözlerim gözlerin…
yok kelime arkadaş yook
yanıyor içim kaynıyor acıtıyor boğuyor eller beni o kaynayan suda
kelimeler ölüyor
sessizlik büyüyor içimde
görünen koca bir yalan oluyor gitgide
farkında birileri olmalı yani olmalı
olmalı arkadaş olmalıııııı
ben en içten olamıyorum
ama şu an
şu an…
yarım saat bekleyip her şeyi verebilirdim
geçti arkadaş geçti
gitti arkadaş
gitti
lalalala laaaaaaaa
alice in the world
merdiven
sevdiğim düğüm düğüm içimde çözemiyorum
ne kendime bağlayabiliyorum
ne seni söküp atabiliyorum
izlerin hep var
gözlerin kaçışın hep var
ha ben yalanmışım
ha sen usanmışsın
değişmeyecek ki
benim senle doğuşum
bitmeyecek ki
öpüşün korkak oluşu
ve belki de olana kadar devam edecek
ben derinleştirdikçe
sen tuz basacaksın
ben dağıttıkça
sen toparlayacaksın sevgimi
ve belki de ölene kadar devam edecek
hiç gitmeyecek
senin kaçışın
benim bakışım.
adı: Fırat.
geçmiş olanın hikayesi çok olur.peşinden akleder seni koşar adım.bir sonraki evrede ölüme nakleder ruhunu.sonra çalmışlar seni de siman kalmış gibi boş bakarsın insanlara yalan söylersin bir sürü.inanır herkes senden olana dek.ve biri sen olana dek ölmemelisin ki yetişebilesin.ama ben bunu başaramıyorum.biz bunu başaramıyoruz.çünkü devam eden bazı duygular var.kendi ellerimle katlettiğim.küreği alıp kazdığım çukura lime lime gömdüğüm duygular var.engel oluyor bana, çengel atıyor yalanlara, altını çiziyor, özellikle kalın yazıyor, tükenmiş bir insanı tükenmez kalemle yazıyor kağıtlara.durduramadığım bir şey bu.çıkan bir rüzgar ile çoğalan orman yangını gibi ölümüne kırmızı ölümüne sıcak.bir de kaçan korkan kurtulmak isteyen yaban hayvanları.eziyorlar üstümden geçiyorlar tanımıyorlar beni.oysa ben ki onlara güvenen bir dediklerini iki etmeyen gerektiğinde pisliklerini içen ve hiç gizlemediğim kadar gocunmadan beslenen sevgiler -büyüterek- gizleyen.oysa ki ben olmaları durumunda ölmemek için her şeyimden herkesi uzak tutan ve herkesi her şeyimden fazla seven biriyim.biriydim.şimdi şu an değiştiğim garantisini veremem ama değişmek için elimden geleni ardıma koymayacağıma yazıyorum bir iki satır.okuyor birileri okumasını istediğim istemediğim üzülüp üzülmeyecek birileri çok üzülüp kapatıp gidecek birileri.ve kime ne kadar değer verdiğimi çok kelimesi dışında kimse belirleyemiyecekken okuyor birileri.ve ben bu adam bugün alınan kararlar doğrultusunda büyük bir çıkmazdan dikenli tellere tutunarak çıkıyor.elleri yok olmadığı müddetce yoluna devam edecek…
risk çok bir önceki paragrafın sondan bir önceki cümlesinde.o dikenler beni benden habersiz çeken dikenler her basamakta bir parçamı götürüyor ellerimden.ve aşka girecek olursak ellerin olmadan, ve hayata dönecek olursak ellerim olmadan ilerleyemem.eller ki bugün okuduğuma göre hayatın, dünya gerçeğinin en hacimli kavramıymış gizlenebildiğince.ve ve ve çok kullanıyorum bunu ama ve kaybetmişiz biz küçük ellerimizi.unutmuşuz dokunmayı tutmayı bırakmamayı.ben de aynı tespitler içindeyim.içindeydim.şimdi şu an öğrendiğimin garantisini veririm.dikenli de olsa pamuk da olsa karışımı da olsa bir şekilde ilerlemek gerekiyor.adım atmak çoğalmak gerekiyor.bir parmağın koptu mu ? geri dikmen ya da yenisini alman gerekiyor.sabrın tükendi mi doldurman gerekiyor.paran bitti mi çalışman gerekiyor.aşkın kaçtı mı araman gerekiyor.hedef oldun mu kaçman gerekiyor.yanlış mı yaptın ceza gerekiyor.hasta mı oldun ölmen gerekiyor.hayat 2+1′den çıkan şarkılar anlamı ise benim onları duyabilmem gerisi çürük meyve kabuğu az önce yediğim zehirlenmekten korkmadan…
risk çok bir önceki paragrafın son cümlesinde.ve risk yok bir önceki cümlemde.garip kokular, burun akıntısı, düşük samimi vokaller, gidip gelmeler, okumalar, uyumalar ve sarkmış meme kadar uzun yollar yatak odasından kabir azabına.kırmızı renk bol su bardağımda ve jelatini masa üzerinde duruyor ölüme gereçken bana araç olan keskin arkadaşın.dakikalar susmalı benim için ve ömür saati son çeyreğini bitirirken ölüm konulmalı gecenin adı…
çelişki doğmalı önceki paragraflardan sonra adı konmalı bu cümlede yalanın geçmiş olanın hikaye olanın.
saptadık
masanın köşesinden düşmüştü yere özenle süt dolu bardak.kırılıp ayrı bir kenara düşen kulp ağlıyordu.elimden hiçbir şey gelmiyordu ki demin elimdeydi.anlık olaylar, ne olacağının tahminden öteye gidememesi ve 1 saniye sonra ölmeyeceğimin garantisini verebilmem nedir bu çelişki.1 saniye sonra ölmeyeceğim de mi bir tahmin.her şey bir tahmin.
olasılık problemlerde sorulduğu kadar kolay olsa keşke.bugün yanına gidemediğin bir kişinin aslında seni yanında isteyebileceği olasılığı ya da yer verdiğin o adamın yer vermeseydin seni öldürebileceği olasılığı.farkındayım popüler bir kelime olasılık kimine okuduğu kimine yaktığı kitabı hatırlatıyor -belki- ama her olasılığı olumsuz oldurunca da yapamıyor insan.
felaket güle oynaya indiğin o yokuşu çıkarken hissettiğin her şey küfrettiğin her yüz tükürdüğün her ağaç.nefret ağzıyla çektiğin o rahatlatıcı yalanlı sigara ilham perin zararlı sıvılar ve üstüne gerek duymadığın kadar boş kağıt verilmesi kaleme dönüşen parmakların yazdıklarını kablosuz bir şekilde iletebilen klavye.
sonra sonralar.yarın kalacağım arkadaşın sonrası dün kaldığım yatağın somyası ve kitapları çeken kütüphanenin sonrası.yenileri eklenince taşıyabilecek mi sorusu.sonra da olur.tam istediğin şekilde şekillenir hamur başkası açar sen arasına girersin.başkası kızarır sen özünle pişersin fırının içinde.sonra o da olur.sen kağıt olursun delgeç gelip deler seni.saç olursun şapka örter seni.kendince korur güneşten sense karanlıktan korktuğunla küsersin ona.sonra hepsi olur.savaştığın her an yaşanmamış, öptüğün hiçbir kız sevilmemiş, duyduğun herhangi bir müzik yapılmamış, o gün ordan çıkılmamış gibi.sonra herkes herkes olur.sonra herkes ölür.
kelime bulamazsın beynine saldırırsın saçmalamak bu yüzdendir.yok kadar var olabilseydim hayatında yoktan var etmiş olurduk sanırım.sen kadar temiz olabilseydim annen almazdı toz niyetine hayatımı.su kadar sıcak olabilseydim temizlerdim aramızdaki kiri.köpük kadar hafif dondurma kadar ferah ocak kadar yağlı boya kadar renkli cüzdan kadar içi boş olabilseydim sen şehrime akan lav olmazdın volkanlardan.
ölüm mektubu 2
karanlık bacalardan çıkan kül taneleri kadar birbirinden ayrı ama bir o kadar aynı yapıdayız.gelişi güzel geçiyor hayat.sevişi çok özel oluyor oturup düşünen adamların, kadınların.ve her düşük cümle ona olan heyecanı anlatıyor kendi içinde.anlamasan da anlamak istemen yetiyor kimilerine, bana en azından.hal vaziyet ne dersen artık bir süre sonra isterikle bitiyor.istiridye gibi dağılıyoruz.kuşlar kadar özgür kılıyoruz acıya doymayan bedenimizi ve her ihtimale karşı cebimizde tuttuğumuz bir ötekimizi.ötekilerden kurtulmadığımızdan kaybediyoruz ya.hikmet arıyoruz her bir lafında bakışında senle hiç ilgisi olmayan davranışlarında.ama biliyoruz orda da saatler 60 dakikada bir bitiyor günler aylar yıllar geçiyor.paylaşılan paylaşmayı umduğumuz her şey, kendinden bile çekinen bir ötekiyle, ölüyor.biz 60 dakikada neler yaparız bir düşünün.uyuruz uyanırız, üşürüz üşeniriz, severiz sezeriz, duyarız dururuz, geliriz gideriz.ve gün geldiğinde su sadece su içip kendimizle çekişiriz.kim önce bitirdi.ben önce bitirdim.bizim için bitirdim.ucu bucağı yoktu sevgimin ama ben bitirdim.yarın yanıma geldiğinde olmayacağımı bildiğim için bitirdim.ne kadar açıklayıcı oldu bilmiyorum ama sanki yüzün çoktan göz yaşlarıyla doldu.korkma kapıyı aç ve içeri gir yatak odasında seni bekliyorum.intihar ettiğim günün ertesinde bu mektubu yırtıp benle yakmanı istiyorum.
aralık
adamım benim, küfürbaz figüranım
çoraplarını giymeyi unutmuş bir adamım
kadınım, saçımı başımı yolanım
benim sana verebileceğim beyaz saç ve tokadır
pol-yan-na
bir de şu var, sabah sokağa çıkıp koşası var geceden.tekrar tekrar yeniden başlamak diyete.seçilmiş kelimeler ve kalıba oturmak var.dün o kadar kalabalık kalktık ki birimiz tuvalete birimiz mutfağa birimiz temiz havlu dolabına.sonra hepimiz aynı caddeye çıkan farklı sokaklara ve aynı müdüre çalışan farklı departmanlara.ömrünü siken bu yalancı sabahın, silahıma kurşun olacak kırmızı ışıkta geçen kadının ve ne olursan ol insan ol mantığının beşiğindeyiz.yukardan aşağı müzikte bir nota, soldan sağa varlık.müzikte bir nota “mi”yi herkes bilir ama varlığın mal olduğunu kimse bilmez.seni sömürür.seni savurur.seni sallar.orta malı olmanın eşiğindeyiz.deprem olur panikleriz, kitap okur çekingeniz, suç işler iyimseriz, ters giyer gülümseriz, küfür eder öğretiriz, para olur güçleniriz, sara gelir titreşiriz, azık alır besleniriz ama sabahın kadının ve insanın beşiğindeyiz.kim ne derse diyebilir ben, sen ne kadar yalnızlık çeksende gezegen sana üzüldüğün halde gözyaşı vermezse de cana kıyacak yaşa gelmedik daha.bundan ürkmemeli gelecek getirecek her yağan kar eriyecek buzullar bile…polyanna derler görmedik değil bir de şu var, akşam eve gelip içesim var sabahtan, tekrar tekrar yeniden açasım var kadehe.yorulmuş bedenin üstüne gitmek var.dün o kadar azdık ki ne tuvalete gidecek ne gözümü açacak ne sevebilecek.yastığın öbür yüzünü bile çeviremedim.hep aynı soru yalnızlık paylaşılmaz.hep aynı gündem.ortam farklı gerçek farklı zaman çok farklı.ortada bir beşik var sallayan adam ise çevirir çarkı.sistem kurulu, çökertmek güç, huzur piç bir duygu.
luna park
karar veremediğinde sorar seni yalnızlık.nasıl geçti tatiliniz iyi dinlendiniz mi efendim.verilecek cevap belli belirsiz bir özlememiştim.istememiştim gibi bir lüksümüz yok, değişik bir organizasyon kendi imkanların haricinde yaşıyorsun kendi isteklerin dışında mecbur bırakılıyorsun.tabi olup biten yine senden kaynaklı gibi hissediyorsan tekrarlanabilirliği aynı durumun maksimum seviyededir…
çok büyük tedbirler almayın hiçbir zaman.siz farkında olmadan tehlikeyi değil kendinizi engelliyorsunuz.aslında doğru ve yanlış, yapılması gereken zaman da yapmak gibi bir niteliğe sahip değil, olmamalı.ben çok yanlış yaptım ve hep sorguladım sebebini sorgularken bir yanlış daha yaptım sonra bir yanlış bir yanlış daha diye gitti bu süreç.farkındasınız -eminim- şu an bile yanlış yapıyorum bu gibi durumları sanki size nasihat çeker gibi anlattığıma bakmayın yanlış yapıyorum çünkü düşünüyorum.çünkü yok oluyoruz…
en büyük eksiklik sevgi.basit gibi gelse de dolu bir kelime sevgi.kendinden başla sevmeye, kendinden başka her şeyi herkesi sevdiğinde ne kalbinde yer kalıyor sana ne de aklında durulmuş bir rahatlık.ve bağlanıyorsan kendin haricinde 2 3 kişiye samimi olarak ve bunlardan 1′i 2′si anne baba ise üzülürsün yine.işte bu büyük bir tedbire örnek.gerektiğinde anneyi babayı onu sevmemeyi öğrenin en azından deneyin.ve sonsuzluk bu davranışın doğru ya da yanlışlığında kalsın…
ucundan tuttuğun ipin illa diğer ucunu göreceksin diye bir şey yok.ördüğün bu haroşa öncekinden güzel oldu diye sonu gelecek diye diretmemek gerek.ipleri birleştirmemek ayıp değil yarım bırakmak suç değil tam tersine bağlantı kurmamak hayatta yararımıza.bittiyse bitti olduysa oldu acısa da kazısa da mezarını bağlama arkadaş sonunu görme bi yumağında.ver patilerine cengizin sürüklesin yerlerde kanatsın seni acıtan hatıralarını…
burda mühim olan başardım diyerek yapabildiğimiz her şey, gurur verecekse insana hakiki sevgisi vermeli verecekse isteyerek yaptığı her şey verecekse geçmişi sildiği müddetler ve gelecekse diye umutla o günü beklemek yalanından vazgeçip karşıdan karşıya geçmektir anadan gayrı yar olmaz diyerek ve başardım diyerek yapacağımız her şey…









