Fırat Akın

bilumum Fırat Akın kişilikleri

Kategorİ: Şiir

istanbul

nerden başlamak gerektiğini düşünürken sen geldin aklıma. benim küçük, kırmızı, aldığım günden beri suyu değişmeyen, adı nobran balığım. giderken seni odama mı anneme mi emanet etmeliyim emin değildim. her ışığını yaktığımda dört duvarın cama yapışman, acıkman annemi tercih etmemi sağladı. ve öyle bir gecede çıktım işte yola. benden bir saat kadar önce başka bir şehirden yola çıkan arkadaşımdan aldığım mesaj ve o arkadaşıma yola çıkmadan önce attığım mesajın aklıma gelmesi beni alt üst edene kadar her şey güzeldi. ankaradan ayrılma hüznünü en başta bir kenara bıraktım zaten. inanmadığımı kanıtlayacak değilim. attığım mesajı da yazmıyorum. ama benim için çok eğlenceli bir mesajdı. arkadaşım ciddi bir kaza geçirmişti. inancın saçma ve garip yansısı gözlerime hain ve acıtan baskısı ise beynime işlemişti. çekilmez saatler ve sabahında şık, dinç bir insan isteyen aslında umursamadığım ama gerekeni yerine getirmek adına sıkılmadan yeltendiğim gerçekler beni bekliyordu. geçmişti kabaca otobüs köprüyü, geçmişti tehlikesi. arkadaşım da gelmişti kendine. ayrıntılara çok giremiyorum. ah o gizlilik ah o sen. kalacağım ev ile tanışıyorum. ve kokteyl o ana kadar en güzel dakikaları belki de. iple çekilen kişi, iple çekilen içki ve iple çekilen muhabbet. virgüle tutunmuş dönüp duruyor başım. kısmen yerleşmiş beynime kaybolacağım hissi. gülüyorum şekli şemalı hiç önemli değil. başka bir mekan arkadaşlar ve sonunda eve geliyoruz. uyku bir ekmek arası peynir domatesten sonra çok çekici görülen kara ama kapkara fatma hiç umrumda mı değil. gülerek uyuyan insanlardanım o gece. sabahında sağolsun güzel insan güzel kahvaltı. okul yolu tutulur. anlatılanların bir kısmı rüya görmeme bir kısmı öğrenmeme sebep olmuştur. uyku hali güzeldir. ve akşam beklenir. kırmızı barındıran rengarenk bir bileklik arıyordum ki buldum. evet benim o asansör kullanmadan çıkmayı tercih eden galata kulesine. ama yapamadım. bölüm başkanı, eşi ve bastonlu tonton yanımdayken seçeneklerimden çıkardım bu tercihi. çıktık. manzara süper. rüzgar çok daha güzel. fotoğraflar yemek faslı falan. gizlenmeye çalışılan bir şey. dansöz müzik içki. giden arkadaşlarımı yolcu ederken mehmet turgut’u gördüm goncası ve yanlış bilmiyorsam adı serdar’dı. rakıcılar sizi. çıktım ben de devam ettim rakıya. sonrası çok güzel zaten. bir ara hiç bulunmak istemesem de orda dışarı çıkarak martı jonathanla tanışarak geçiştirdim o gelgiti. sonuna kadar oturduk. aaa müziği hatırlamıyorum dans bile ettik. yürüyerek gidebileceğimden emindim eve. gidemedim. üstüne telefonun şarjı bitti. otele gidene kadar yaşadıklarım denizin dibi falan mükemmeldi. bir de sabah uyanamazsam olabilecekleri düşünerek uyumak. neyse ki uyandım. bir poğaça bir de soğuk su tabana kuvvet. haha ilk isim benim. sonra bastonlu tonton sonrasını bilmiyorum. beni merak edenler teker teker geliyor. neyse ki hala her şey yolunda. felaketlerden döndüğümüzün farkındayız. yukardaki hala küfrediyorum sana. öldürsen bile ederim o ayrı. sıkıldım aslında bir an önce bitse de gitsek diyorum. ve bitiyor eşyalarımı alıyorum. arkadaşlarla oturmaca. serinlemece, gün içinde 10 km kadar yürümece. ve beklenen en çok tanışmak istediğim kişi murat karşıma çıkıyor sesiyle. bizon murat bağırıyor. yeni kayıtların ve tüm şarkıların olduğu cdyi alıyorum cebimdeki son paramla. o kadar mutluyum ki uçuyorum yorgunluk yok. ankaraya gidip günlerce o cdyi dinlemek var aklımda. kokoreç yemece ve otobüse binmece oynuyoruz. neyse otobüste uyuyacağım eminim. ama yukardaki bilerek yapıyor. evet var dedirtmeye çalışıyor. izmit’e gidene kadar 3 saat geçiyor. saat 5 de mola veriyoruz ve daha 4 saat var önümüzde. geliyorum eve. nobran cama yapışmıyor. karnı aç değil çünkü. ama annemin notları gözüme çarpıyor.
cuma: günaydın bebeğim
22 haziran: anneeeem günaydın
23 haziran: canım oğlum günaydın öpücük / iyi geceler
evet her ne kadar sokağa karşı büyük bir istek olsa da
yaptıklarım yapacaklarım her ne kadar benim istediklerim hala olmasa da
bunu değiştiren kişiler var oldukça bkz. annem bkz. akademik annem bkz. arkadaşlarım
ben böyle süreceğim.

hiç hesap etmezsin

nasıl başarıyorsunuz anlamıyorum. ben yaptığım şeylere bir değer biçemiyorum. dışardan birileri evet biçebiliyor. ama onların derecesi beni ne mutlu ediyor ne mutsuz ediyor. severek diyorlar yani zevk alma meselesi ben bunu ne eğitim hayatımda ne aşk hayatımda ne normal hayatımda ne anormal hayatımda ne uzayda ne uçarken ne yüzerken hissedemiyorum. problem benimle paylaşılmayanlar mı yoksa benim paylaşmadıklarım mı ? şimdi evet kabul edelim kuşkulandırmayacak şekilde herkesin herkesten sakladığı bir şeyleri vardır. olmalıdır. ama bu kırmızı don giyiyorum kimse bilmemeli gibi bir şey değil. akşamsefası diye bir çiçek vardır. niye akşam açtığını çocukken bilmezdim hala bilmiyorum çünkü hiç sormadım. çünkü hiç şüphe etmedim. güzeldi, renkliydi, benimdi. bunun gibi bir şey. çocukken balonlar tavana çıktığında abime hiç sormadım nasıl oldu diye. ama sen mi şişirdin dedim. şimdi yavaş yavaş asıl soruya geliyorum. gerçekten inanmadığım varlıklara soru sormam. bir fiile soru soramazsınız. niye kokmaksın sen. niye ölmeksin. çünkü biliyorum cevap alamıyorum hiçbir zaman. anlatılan her şeye inanmak da bir bakıma soru sormaktır. ben korkarım her şeye evet diyenlere. her anlattığıma gülenlere. acırım gibi oldu bu “korkarım” kelimesi. de hali olmayınca böyle oluyor işte. gelelim inanmadığım varlıklara. insanlar. çoklar, kalabalıklar, tek bedende birkaç taneler. gözleri dört tane. kulakları 7 tane. cinsel organları bir tane. birtanem der insanlar sevgililerine. insanın bir tanesidir çünkü o. insanlar topraktır, kumdur benim için. ben her gittiğim yerin toprağını alırım ve her kumsalın kumunu. karşıma koyar konuşurum. ölçer tartar elerim. eleğim deliktir. geçer çoğu köprüden. inanan varlıkların köprü korkusuna gıpta ederim, hakiki olanların korku eyleminin sonucu olarak iyilik yapma eylemini gayet başarılı uyguladıklarını bilirim. ama onlar bile belli bir kesime karşı düşüncelerini mancınığa koyup ateşe verebiliyor. az önce dedim su büyük bir gerçek aslında. su altında su üstünde su içimizde su her yerde baktığında. su tek inandığım su tek güvendiğim su en güçlü benim için. geliyorum asıl soruya. su benim için her şeyi yapabilir mi. anlatayım. saydım yukarda uzayda normal hayatta falan her ne ise hiçbirinde bir yerim olduğunu düşünmüyorum. bazı şişeler açıldıktan sonra kapanmamak için yapılır. şişeyi at diye değildir ama o kapağı at diyedir. ben hep kapakları biriktirmişim. ve şişeleri hep iyi yerlere atmışım. kendimden çok uzağa fırlatmışım. anlam bozukluğu olmasın iyi yerlerde olan bir şey fırlatılamaz olsa olsa en kötü ihtimal bırakılmıştır. evet su benim için her şeyi yapabilir. yaptı da. ben insanlarımı, topladığım topraklarımı arka bahçede biriktirdim. ana kapıyı göstermedim hiç. bu da aslında açıklıyor derecelere niye inanmadığımı. güç elimdeydi. su bendeydi. toprak çamur olduğunda benim için biter. anlatabiliyorumdur umarım. ertesi gün oldu kapıya vuruyor birileri sesler duyuyorum. hiç hesap etmemiştim yağmuru.

rahatlığım yansıdı

şimdi yapmak istediklerin mi
yapacakların mı senin olacak
aklına gelmesi gerektiğinde gelenler mi
gelmeyenler mi bilinç altında olacak
ben artık şimdi mesela yarın ya da dün gün kavramından öte zaman kargaşasını tanımlamak için başı çeken kavram mıyım
yoksa dün şimdiyi görmeden yarını iple çeken mi olacak
zorluyorum sınırları
ahh düşünmek mutluyken daha bir kargacık burgacık
yazarsın ya bazen bazeeen diye mesela jazz-evet doğru hazz gibi- yaparsın ,kahve makinaları gibiyim sadece bozuk para alıyor haznem
ve ben para üstünü yutanlardanım
sadece gülümseyene üstünü veriyorum o da borç olarak
kahve makinaları gibiyim otomatik hazırlıyorum ama haznem boşalınca el ile dolduruyor gerekli teknik ve tecrübeye sahip kişiler
yarısından başlayabilir misin hayata ?
bir kahve içerken yarısından başlayabilir misin ?
oturup bunun felsefesini yapabilir misin benimle ?
ben hiç sevmedim dolu olmayı boşalttım boşalttım boşalttım beynimi
bıyık bıraktım dalga geçtim karşıma geçip
bilmem kestim bazen bi yerlerimi kanımı sürdüm karşıma geçip.
sonra sustum şimdi olacağı gibi saatlerce ne sen gördü ne eben ne de kendini ebedi sanan her ne ise o.sonsuzluk mu ? büyük bir nirvana nahı çekerim ben o sondan yoksun olana.

kabul et

solunda kalmış yolun ve karşısından gelenden başka başka bilmez sağındayken yolun. neden diye sorulduğunda çantasından çıkarıp doğrultur kendine. neden ? işte şimdi öldü bilin. dün geçmişin etkisinde kalan(lar) günüydü. hatırladı biri ve sorguladı kendince, yine bir çıkmaz belki yoldu. solundaydı, sağındaydı şimdi ortada. kalıp yok edilen geçmişin kalıbı. standart geleceği kalıba dökmek için yok. karşıya geçtim başka başka bilmeden. ışıklar sönünce gördüm gerçeği, yüzüne bakmadığımda gördüm içini. standart bir kalıp buldum başkadan başka. ve büyük bir boşluk vardı. büyük bir boşluk. gerçekten öte sahteden gerçek. acısı ve tatlısını gördüm tatmıyorum. yoruldun mu yorgunluk bu değil ama buysa yoruldum. düşünmek en zor çözüme sahip bu eylemi gerçekleştirmemek konusunda. ve gerçekleştirmek sürekli mevcut bu eylemi. eylemsiz olabildiğim bir an bile düşünüyorum var mı diye. saçmaladık yine. kabul ediyorum boşluğu eğlenceli bir hale getirmek insanları es geçmekten geçiyor. ve kabul et bu kötü bir insanlık ve kabul et kapı açılırsa giren başkadan başka değil. kilitle git kilit ile git. yorulduğumu belli etmeden sayfa sonu bana başı gibi görünse de kabul et çantanın içinden çıkarıp doğrulttuğumuda.

ne demek istediğimiz

ne demek istediğini biraz eksik biliyordu.o gün karşımda otururken söyleyeceklerinden kendi emin olmadığı için söylemiyordu.bunun başka açıklaması yok.yorulmasaydı, keşke kendini düşürmeseydi aynı umuda tekrar.beni güldürmeseydi kendine böyle.dedim.anlamadı gözleri ya da lanetim izin vermedi.ısrarla soktu aklına çıkma dedi, uyutma dedi, ağlatma dedi, gülsün dedi, ama acısın dedi.insanlar istemeden bir çok şeyi başarır.sor bir annene hiç isteyerek ağlamış mı ? evet.insanlar istemeden rüya görürler.dün çok korkuttun beni.istemediğim bir rüyaydı, hatırlamak istemediğim.aynaya baktığımda üst dudağımın yarısından fazlasının olmadığını ve hiç kanamadığını gördüm.acı dudağımdan gelmiyordu.hayatımda ilk defa istemeden konuşmuyordum.ve ben bir çok şeyi isteyerek konuşmadan başardığımı sanardım.işte bu gece anladım.istemeden.anlamak için düşünmeden.şimdi mi ? ne demek istediğimi biraz fazla biliyorum.